Sepetim (0) Toplam: 0,00
%30
Hanzala - Naci el-Ali

Hanzala

Liste Fiyatı : 30,00
İndirimli Fiyat : 21,00
Kazancınız : 9,00
Havale/EFT ile : 19,95
Hanzala
Hanzala
İz Yayıncılık
21.00
“Naci el-Ali: Günlük Ekmeğimiz[Mahmut Derviş’in Sunuşu]Naci el-Ali hakkında 400 kelime yazmanız demek, o olmanız demektir. Yani kendini her gün ifşa ettiği hâlde sır kalmaya devam eden o sır olmanız.
Yalnız o konvoy düzer, yıkar, patlatır. Hiç kimseye benzemez, fakat milyonların yüreklerine benzer. Çünkü o sade fakat mucizevidir, tıpkı bir somun ekmek gibi.
Onun beni yaptığı gibi kendisini asla resmedemem. Şu an yapabileceğim, onun ucuz siyah mürekkebinde yüz hatlarımın nasıl göründüğüne bakmak olacaktır ki o, bir katliama tanık olan güzel bir gün gibi hem sıradan, hem de acı vericidir.
Ona her sabah gıpta ederim. Ya da deyin ki, uyandığım her sabahın havasını belirleyen odur. Sanki içtiğim ilk kahve fincanıdır. Yirmi dört saatin özünü ve cevherini emmiş bir hâlde, trajedi pusulası istikametinde, yüreğimdeki yarayı deşen yeni bir acı hareketi yönünde bana rehberlik eder. Bir, iki, üç çizgi… Sadece onlarla insanlığın acı günlüğünü elimize tutuşturur. Hakikati böylesine ender bir maharetle avlayan bu hırsız, ne harikulade bir adamdır. Boğazlanışının ve suskunluğunun ortasında kurbana sanki yeniden zafer bahşetmektedir.
Şunu her zaman sormuşumdur: Dört bir yandan, hatta bazen derilerin altından fırlayıp çıkan böylesine çok sayıdaki düşmanı bu adama gösteren kimdir?Ona yol gösteren insanî boyutundaki zenginliktir. Gerçekten de temiz bir insan, en komplike radardan bile daha yoğun bir hassasiyete sahiptir. Her türlü ihlali ve saldırganlık teşebbüsünü açık ve net bir biçimde kaydeder. Çünkü olağanüstü bir ferasete ve engin bir trajedi tecrübesine sahiptir. Gönlü geniş, mekânı dar, ağlaması kolay ve darbelere doymuş bir Filistinli. Suskunluğunda kampların çalkantıları gizli.
Naci’den sakının! Yerküre onun için daire biçiminde bir haçtır. Kainât onun nazarında Filistin’den küçüktür. Filistin ise onun gözünde kamplardır. O, kamplardan dünyaya gitmez. Bilakis bütün dünyayı bir Filistin kampında toplar ki ikisine beraber dar gelir. Esir, esirleriyle hürriyete kavuşabilir mi? Naci bunu söylemez. Naci konvoy düzer, yıkar, patlatır. Şüphe ettiği ölçüde intikamcı değildir. Daima düşman terler. Naci’nin Filistinlisi, sırf veraset yoluyla Filistinli olanlar değildir. Naci’nin bakışında tüm yoksullar Filistinlidir. Tüm mazlumlar, ezilenler, kuşatılanlar, gelecek ve devrim… Hepsi Filistinlidir.
O hafıza dairesini kapamamıştır. Çünkü azap ve çileyi bir hadiseden yüklenmemiş, yarayı tek bir vakadan almamıştır. Gelecek saatlere, karınca adımlarına, yerkürenin iniltisine açıktır. Savaşın ortasında, ekmekle ilgili işlerin orta yerinde oturur. Omurlara kadar öze taliptir. İşte Naci böyle biridir, sizi gazeteye, gazeteyi fazla söze muhtaç bırakmaz.
Bu sanatçı, sanatı fazla önemsemeyen bir insandır. Sanatçı olduğu kadar bana göründüğü yönü budur. Sanatın, onu ilgilendirdiği nispette sevindirdiğini düşünmüyorum. Çünkü sanat onun parmak uçlarından akardı ve sayıları bir türlü azalmayan insanlarla doluydu.
Her an hiddet ve ret ile ilerler, başarıların üstünde fazla durmazdı. Sahip olduğu her şey araçtı ve estetik onun için bir amaç değildi. Çünkü kimi zaman sanatı sanat için yapmış olsa dahi esas itibarıyla sanat için sanat yapma gibi bir kaygısı yoktu. İnsanlar buğdaya muhtaçken böyle bir endişeyi lüks kabul ederdi. Fakat unutmamak gerekir ki buğday da güzeldir sevgili Naci!
400 kelimeyle sınırlanan yerim burada sona eriyor. Ben nasıl şu zavallı vatandaşı başarıya muhtaç bırakmayacak veya bu zavallı sanatçıyı başarısızlıktan müstağni kılacak bir tanıklıkta bulunabilirim? O, sağlıklı bir yola girmiş, sade ve sıradan insanlar için ve onlar adına dünyanın huzuruna çıkmış, kâğıdını ve kurşun kalemini çekerek herkes için bir vade olmuştur.
Naci el-Ali: “Aktivist Adımız”[Talal Selman’ın Sunuşu Naci el-Ali, “Filistin’in aktivist adı”dır. Dolayısıyla vatana dönüş, hürriyet, uzun ve baskı dolu sömürge gecesine son vermenin yegâne yolu olan devrim sürecinin de aktivist çizgisidir.
Aynen budur: Vatan olarak, çadır olarak ve insanın insanlığını seferber eden bir dava olarak. Küçük haritası, dünyayı içine alacak, hatta ona dar gelecek kadar genişlemiş; ne adalet ruhu ne zulmü zalimlerin yüzlerine çalma iradesi için alan kalmıştır.
Naci işte o “ağaç”tır: Onun çocuğu, gölgesi, ıslak toprağa batmış köküdür. Damarlarıyla denizi denize, Doğu’yu Batı’ya bağlar. Sevmeseler de, yaşadıkları gerçeği farklı göstermeye çalışsalar da hepsi onun ailesidir. O, günden güne büyüyen çaresizliklerini teşhir edendir.
Naci, Felaket’i yaşamış biri olarak, bir gün mutlaka gelmesi gereken bir zaferin ebedi düş kurucusudur. O, daimi kışkırtıcı, daimi “anarşist”, acı gerçek karşısında düşlerden kuvvet alandır. Bu sebepledir ki onun üslubu –fırçası–, kemikleri delik deşik edecek şiddette bu alaycı kokuyu taşır. Daha iyi bir yarın adına, yegâne ümit ve vaat devrim olduğu için başka hiçbir şey Naci’yi bu yolun davetçisi olmaktan ayıramamış, ondan alıkoyamamıştır. Şekliyatı önemsemez, gövde gösterilerinden etkilenmezdi. Devrimci nutukların ve onların sahiplerinin cirit attığı ortamlarda yolunu asla kaybetmezdi. Her zaman devrim kavramı ve devrimciler üzerinde durur, onları ilk hallerindeki sadelik, temizlik ve netlikle tarif ederdi. Ebu Zer ve Rebezeliler gibi kahramanları örnek verirdi.
Naci için orta yol yoktu. Gri de yoktu. Alanı ne kadar az olursa olsun, beyaz beyaz, siyah siyahtı. Bu ikisi arasında, olup bitenle olması gereken arasında ebedî bir çatışma sahası mevcuttu.
Naci, yaşanan hezimeti asla küçümsemez, ona yüz çevirmez, ondan kurtulmak için kaderden veya mucizelerden medet ummazdı. Aksine hezimet şarabını onuruyla yudumlar, onu sadistçe bir zevke dönüştürür, içi yanıp kavrularak yerinden sökülürken neredeyse alay için dilini çıkarırdı. Hezimetle çarpışarak mücadele eder, onun asrının sonu gelinceye kadar sizi de mücadele saflarında yerinizi almanızı sağlayıncaya kadar acımasızca takip ederdi.
Siyasete ve hayatın kaygılarına mola verip biraz gülümsemek veya kahkaha atmak için karikatür arıyorsanız, Naci’yi okumayın.
Onu, kaygılarınıza ve tarihinizin gerçeklerine daha bir derinden dalmak için okuyun. Kendiniz olabilmek için, çadıra dönebilmek, onu kendinize ve yüz elli milyon “Filistinli”ye, büyük Arap âleminin evlatlarına yurt yapabilmek için okuyun.
Naci el-Ali, hepimiz için bir aktivist adıdır.
Benliklerimizin derinliklerinde, ölene kadar dimdik durmayı sürdürecek “ağaç”ın köklerinde olduğumuz gibi olabilmek adına. O o ağaç, o biziz.
Naci el-Ali, okurken kendimizden ve olmamız gerektiğinden çok uzakta oluşumuzdan dolayı utanarak ağladığımız aktivist adımızdır.
Büyük şafağımızın doğabilmesi için “biz”in “o” olmasından başka çıkar yol görünmüyor… O zaman “Hanzala” başını çevirecek ve daha güzel bir yarını müjdeleyen bir ifadeyle tebessüm edecektir…”Hanzala ve Filistin İçin” [Hasan Aycın]Filistinli çizer Naci el-Ali’ye ithafen ‘Hanzala ve Filistin için’ adlı bir çizginiz var. Naci el-Ali, Hanzala’yı elleri arkasına bağlı bir izleyici gibi kullanırken siz Hanzala’yı Filistin için kendisini yok eder durumda yansıttınız. Naci el-Ali öldürülmüş olduğu için mi Hanzala’yı bu durumda yansıttınız?Ortadoğu barış görüşmelerinin yapıldığı sıralardı. “Mümkün olsa da Ortadoğu’nun son elli yılını bir vadiyi dolaşır gibi dolaşsak. Yarım asırdır öldürülen insanların çığlıklarına, son sözlerine, son bakışlarına tek tek tanık olsak, bu barışla nelerin örtülmeye çalışıldığını görür müydük acaba?” demiştim. Dedeleri, babaları, kardeşleri öldürülmüş insanlarla barış yapıldı. Naci el-Ali de öldürülmüş olanlardan. Ortadoğuluların hiçbir zaman Ortadoğu masasına oturtmadıkları İsrail, Ortadoğu masasına oturtuldu. Hatta masanın başına oturtuldu. Bakınız hemen, Fas’ta, romantik şehir Kazablanka’da, Ortadoğu’nun ticarî pastasını paylaşmak için ‘Ekonomik Zirve’ toplantısı yapıldı. Fas kralının bir yanında Amerikalılar, bir yanında Ruslar vardı. Şu kadar ülke, bu kadar işadamı katıldı. Ve masada İsrail de vardı... İyi ama yarım asırdır o insanlar neden öldürüldüler? Bu pasta çok kanlı değil mi?Naci el-Ali de bu kanlı tabloyu, trajediyi çiziyordu...
Evet, Naci el-Ali, dünyanın gördüğü usta çizerlerden biriydi. Ortadoğu’nun yarım asırlık kanlı tarihinden oluşan tabloya baka baka çizdi. Başka bir yere bakmadı ve o tablonun içinde yaşadı. İmzasını Hanzala olarak attı. Hanzala: elleri arkasında, yüzü hep o tabloya dönük, gözyaşını kimseye göstermeyen çıplak ayaklı, güneş başlı çocuk. Sonra o da öldürüldü. Yani el-Ali de öldürüldü ve tabloda yerini aldı. Ben sadece onları, yani yarım asırdır öldürülmüş olanları ve Hanzala’yı el ele ve yine yüzleri o tabloya dönük olarak çizdim; hepsini rahmetle anmak istedim.
Naci el-Ali “içimdeki çocuk” der Hanzala için. Sizin içinizdeki çocuk kim? Çizgiye nasıl yansıyor?Çocuk; safiyetin temsilcisidir, insanın geleceğidir ve insana emanet edilmiştir. Evet, Naci el-Ali “içimdeki çocuk” diyor, Hanzala için. Çizgileriyle mücadele veriyor ve içindeki çocuğu imza yapıyor çizgilerine. Çizgisini satın almak isteyenlere, vazgeçmesi için para teklif edenlere “Çizgilerim, yani Hanzala benim çocuğum, onu nasıl satarım?!” diyor. Bu çocuğa tahammül edemediler ve susturdular. Şimdi, diyorum, mümkün olsa, meydanları birleştirsek ve yeryüzünün çocuklarını toplasak oraya. Adeta “Gelecekler ve rahatımızı kaçıracaklar, bizi aç bırakacaklar…” korkusuyla yollarının üstüne birtakım tekniklerden, planlardan, planlamacılardan, kürtaj odalarından oluşan koridorlar kurulmuş bu melek ruhlular, sesleriyle o meydanlara sığmazlar. Etrafı olmayan bir meydana döndürürler yeryüzünü. Yıkayıp geçerler. Ne kin kalır, ne garaz. Kan, irin, kir, pas bir varmış bir yokmuş olur. Bu umudun simgesi benim için çocuklar.(Konuşan: Eyüp Can; Hasan Aycın, Güneşin Altında, İz y., 2007, s. 41-42)Hanzala bizi inandırıyor.
Cihan Aktaş Yüzünü görmediğimiz halde, bakışlarının ağırlığını üzerimizde taşıyoruz. Yıllardır vahşet dolu sahnelere tanıklık etmeyi sürdürüyor o, biz ise onun bakışlarının gezindiği sahneler üzerine yorum yapmayı sürdürüyoruz. Filistinli sanatçı Naci el-Ali, kırk bin karikatüründe yer verdiği çocuk kahramanı Hanzala ile tanınıyor ülkemizde. Hanzala asıl görülmesi gerekene, gözden kaçırılmak istenene yoğunlaşan bir bilinci temsil ediyormuş gibi geliyor bana. Hanzala, yetişkinlerin bile bakmaya dayanamayacağı sahnelerin tanığı bir kişilik.
Salt bir seyir olmayarak, tanıklık, bir temsiliyet sorumluluğuyla ağırlaşır. Doğru yere mi bakıyorsun, gördüğünü nasıl anlamlandıracak ve aktaracaksın... Hanzala asıl 1987 senesinde Londra’da bir suikast sonucu hayatını yitiren Naci el-Ali’nin, doğduğu topraklardan ayrılmaya zorunlu kaldığı on yaşındaki ufkuna sabitlenmiş benliğini temsil ediyor. Naci el-Ali Filistin’de tanığı olduğu sahneleri çizgileriyle ifade etmenin ağırlığına ancak henüz oyundan kopmamış masum bir çocuğun bilinciyle katlanabilmiş olmalı. Bu seçimin zorlukları olmadığı söylenemez ve o da işte, kahramanının yüzünü göstermekten sakınıyor. Bir çocuk yüzü onca çatışan duygu ve düşünceyi nasıl taşıyabilir ki... Hanzala bir açıdan sanki üç beş çizgiden ibaret, başka bir açıdan ise en yalın biçimine indirgenmiş Filistinli. 11 yaşındaki Hanzala, Naci el-Ali’nin katkısız bakışlara sahip olmayı dileyen çocuk yanı. Ne zaman Filistin özgür olursa, işte o zaman büyüyecek. Elinde küçük bir taş mı bulunuyor bu çocuğun, emin olamıyoruz. Duruşu kahramanlığı mı yansıtıyor, karikatüristi yetişkinliğinin algılarından utandıran bir aczi mi? Hanzala bir anti-kahraman sayılabilir, çünkü duruşunda bir meydan okuma değil de naiflik var. Bir çizgi roman kahramanı gide gide onu çizen sanatçının yüklediği rolün ötesine taşan bir anlamda sahipleniliyor. Elinde bir taş olsun, elinde bir taş olmasa da tanıklığıyla savunmasız çocukların ve yersiz yurtsuz bırakılan insanların üzerine gelen buldozerleri geri çevirebilsin! Hanzala intifada öncesinin çocuğu, ama intifadayı hazırlayan çocuk olarak da tanınıyor. O, yaşadığı muhitin sükûnetinden emin olamayan mülteci adayı huzursuz benlik aynı zamanda. Aslında neye ihtiyacımız varsa onu dile getiriyor Hanzala; geriye doğru bakışla icat ettiğimiz ihtiyaçlarımızın, yazmaya çalıştığımız tarihimizin bir sembolüne dönüşüyor böylelikle. İz Yayıncılık, Naci el-Ali’nin Hanzala karikatürlerini özenli bir çalışmayla yayımladı. (İstanbul; 2009) 271 sayfalık eserin girişindeki yazısında Mahmud Derviş “Naci el-Ali: Günlük Ekmeğimiz” başlığını taşıyan yazısında, “Naci’nin Filistinlisi, sırf veraset yoluyla Filistinli olanlar değildir. Naci’nin bakışında tüm yoksullar Filistinlidir. Tüm mazlumlar, ezilenler, kuşatılanlar, gelecek ve devrim... Hepsi Filistinlidir”, diye yorumluyor, Hanzala’yı hayata geçiren sanatçıyı. Derviş ayrıca, sınırlı tutulması gereken bir yazıda Naci el-Ali’yi anlatabilmenin, onun kendisi gibi olmak anlamına geleceğini ifade ediyor. Onun kendisi gibi: “Çünkü o sade fakat mucizevîdir, tıpkı bir somun ekmek gibi.” Hanzala işte o mucizeye duyulan ihtiyaç nedeniyle çocuk olarak seçildi ve hep çocuk kalmak zorunda! Güç ve zorbalık karşısında geri çekilmeden tanıklığını sürdürmesi için, sadeliğini koruması ve mucizelere inanması gerekiyor. Naci el-Ali de kalemiyle başlatıyor mucizeyi. Bu çizgiler önce Lübnan’daki Aynul Hilva mülteci kampında muhayyileye yerleşip de bir zaman sonra Sayda’da, ardından Beyrut’ta, Şatila kampında duvarlara çekilmedi mi... Sonra kamp duvarlarına sığamaz oldu ve dünyaya uzandı Hanzala. O silah taşıyan gemileri, ikiye bölünen vatanın ayrılan parçalarından dökülenleri, küle dönüşen evleri, darmadağın edilen sahilleri, bayrağından çadır yapmış muhacir anneleri, çarmıhlarla kaplanmış karanlık toprakları, her anına müdahale edilen, hiç bir gerekçeyle haklılığını bildiremez olmuş Filistinli mültecileri ve onların kamplarda geçen zor hayatlarını dolaysız görüyor. Yurdundan edilen koca bir halkın ayakta kalma mücadelesini kendi bakışlarının aynasıyla aksettiriyor, cümle âleme. Biz ise harabelere karışmış bebek ölülerine, kırbaca dönüşen başak demetlerine dönük o yüzü hiç görmedik. Umutlu olduğunu ummak istedik yine de... Esaret alanlarında boy veren çiçeği, başağı, gökyüzünde yanan ayı ve bütün yalanların, sahte belgelerin, düzmece gösterilerin ardındaki düzeni görmeyi ve göstermeyi sürdürdüğü için... Naci el-Ali Hanzala’nın yüzünde bize görünmeyeni kendi başına yaşıyor; Mahmut Derviş’in bize söylediği bu: “Sanat onu sevindirmiyor, kuşkusuz ilgilendirdiği halde. Sanatı sanat için gerçekleştirme düşüncesine uzak duruyor, sanat parmaklarından aktığı halde.” Tanıklığı bir kavga halinde sürdürmek, bütün yoksunluklara karşılık zaferin geleceğine inanmakla gerçekleşebilir. Naci el-Ali’nin çizgi kahramanı, bizi buna inandırıyor.(Tarafgazetesi, 5 Ekim 2009, Pazartesi)
  • Açıklama
    • “Naci el-Ali: Günlük Ekmeğimiz[Mahmut Derviş’in Sunuşu]Naci el-Ali hakkında 400 kelime yazmanız demek, o olmanız demektir. Yani kendini her gün ifşa ettiği hâlde sır kalmaya devam eden o sır olmanız.
      Yalnız o konvoy düzer, yıkar, patlatır. Hiç kimseye benzemez, fakat milyonların yüreklerine benzer. Çünkü o sade fakat mucizevidir, tıpkı bir somun ekmek gibi.
      Onun beni yaptığı gibi kendisini asla resmedemem. Şu an yapabileceğim, onun ucuz siyah mürekkebinde yüz hatlarımın nasıl göründüğüne bakmak olacaktır ki o, bir katliama tanık olan güzel bir gün gibi hem sıradan, hem de acı vericidir.
      Ona her sabah gıpta ederim. Ya da deyin ki, uyandığım her sabahın havasını belirleyen odur. Sanki içtiğim ilk kahve fincanıdır. Yirmi dört saatin özünü ve cevherini emmiş bir hâlde, trajedi pusulası istikametinde, yüreğimdeki yarayı deşen yeni bir acı hareketi yönünde bana rehberlik eder. Bir, iki, üç çizgi… Sadece onlarla insanlığın acı günlüğünü elimize tutuşturur. Hakikati böylesine ender bir maharetle avlayan bu hırsız, ne harikulade bir adamdır. Boğazlanışının ve suskunluğunun ortasında kurbana sanki yeniden zafer bahşetmektedir.
      Şunu her zaman sormuşumdur: Dört bir yandan, hatta bazen derilerin altından fırlayıp çıkan böylesine çok sayıdaki düşmanı bu adama gösteren kimdir?Ona yol gösteren insanî boyutundaki zenginliktir. Gerçekten de temiz bir insan, en komplike radardan bile daha yoğun bir hassasiyete sahiptir. Her türlü ihlali ve saldırganlık teşebbüsünü açık ve net bir biçimde kaydeder. Çünkü olağanüstü bir ferasete ve engin bir trajedi tecrübesine sahiptir. Gönlü geniş, mekânı dar, ağlaması kolay ve darbelere doymuş bir Filistinli. Suskunluğunda kampların çalkantıları gizli.
      Naci’den sakının! Yerküre onun için daire biçiminde bir haçtır. Kainât onun nazarında Filistin’den küçüktür. Filistin ise onun gözünde kamplardır. O, kamplardan dünyaya gitmez. Bilakis bütün dünyayı bir Filistin kampında toplar ki ikisine beraber dar gelir. Esir, esirleriyle hürriyete kavuşabilir mi? Naci bunu söylemez. Naci konvoy düzer, yıkar, patlatır. Şüphe ettiği ölçüde intikamcı değildir. Daima düşman terler. Naci’nin Filistinlisi, sırf veraset yoluyla Filistinli olanlar değildir. Naci’nin bakışında tüm yoksullar Filistinlidir. Tüm mazlumlar, ezilenler, kuşatılanlar, gelecek ve devrim… Hepsi Filistinlidir.
      O hafıza dairesini kapamamıştır. Çünkü azap ve çileyi bir hadiseden yüklenmemiş, yarayı tek bir vakadan almamıştır. Gelecek saatlere, karınca adımlarına, yerkürenin iniltisine açıktır. Savaşın ortasında, ekmekle ilgili işlerin orta yerinde oturur. Omurlara kadar öze taliptir. İşte Naci böyle biridir, sizi gazeteye, gazeteyi fazla söze muhtaç bırakmaz.
      Bu sanatçı, sanatı fazla önemsemeyen bir insandır. Sanatçı olduğu kadar bana göründüğü yönü budur. Sanatın, onu ilgilendirdiği nispette sevindirdiğini düşünmüyorum. Çünkü sanat onun parmak uçlarından akardı ve sayıları bir türlü azalmayan insanlarla doluydu.
      Her an hiddet ve ret ile ilerler, başarıların üstünde fazla durmazdı. Sahip olduğu her şey araçtı ve estetik onun için bir amaç değildi. Çünkü kimi zaman sanatı sanat için yapmış olsa dahi esas itibarıyla sanat için sanat yapma gibi bir kaygısı yoktu. İnsanlar buğdaya muhtaçken böyle bir endişeyi lüks kabul ederdi. Fakat unutmamak gerekir ki buğday da güzeldir sevgili Naci!
      400 kelimeyle sınırlanan yerim burada sona eriyor. Ben nasıl şu zavallı vatandaşı başarıya muhtaç bırakmayacak veya bu zavallı sanatçıyı başarısızlıktan müstağni kılacak bir tanıklıkta bulunabilirim? O, sağlıklı bir yola girmiş, sade ve sıradan insanlar için ve onlar adına dünyanın huzuruna çıkmış, kâğıdını ve kurşun kalemini çekerek herkes için bir vade olmuştur.
      Naci el-Ali: “Aktivist Adımız”[Talal Selman’ın Sunuşu Naci el-Ali, “Filistin’in aktivist adı”dır. Dolayısıyla vatana dönüş, hürriyet, uzun ve baskı dolu sömürge gecesine son vermenin yegâne yolu olan devrim sürecinin de aktivist çizgisidir.
      Aynen budur: Vatan olarak, çadır olarak ve insanın insanlığını seferber eden bir dava olarak. Küçük haritası, dünyayı içine alacak, hatta ona dar gelecek kadar genişlemiş; ne adalet ruhu ne zulmü zalimlerin yüzlerine çalma iradesi için alan kalmıştır.
      Naci işte o “ağaç”tır: Onun çocuğu, gölgesi, ıslak toprağa batmış köküdür. Damarlarıyla denizi denize, Doğu’yu Batı’ya bağlar. Sevmeseler de, yaşadıkları gerçeği farklı göstermeye çalışsalar da hepsi onun ailesidir. O, günden güne büyüyen çaresizliklerini teşhir edendir.
      Naci, Felaket’i yaşamış biri olarak, bir gün mutlaka gelmesi gereken bir zaferin ebedi düş kurucusudur. O, daimi kışkırtıcı, daimi “anarşist”, acı gerçek karşısında düşlerden kuvvet alandır. Bu sebepledir ki onun üslubu –fırçası–, kemikleri delik deşik edecek şiddette bu alaycı kokuyu taşır. Daha iyi bir yarın adına, yegâne ümit ve vaat devrim olduğu için başka hiçbir şey Naci’yi bu yolun davetçisi olmaktan ayıramamış, ondan alıkoyamamıştır. Şekliyatı önemsemez, gövde gösterilerinden etkilenmezdi. Devrimci nutukların ve onların sahiplerinin cirit attığı ortamlarda yolunu asla kaybetmezdi. Her zaman devrim kavramı ve devrimciler üzerinde durur, onları ilk hallerindeki sadelik, temizlik ve netlikle tarif ederdi. Ebu Zer ve Rebezeliler gibi kahramanları örnek verirdi.
      Naci için orta yol yoktu. Gri de yoktu. Alanı ne kadar az olursa olsun, beyaz beyaz, siyah siyahtı. Bu ikisi arasında, olup bitenle olması gereken arasında ebedî bir çatışma sahası mevcuttu.
      Naci, yaşanan hezimeti asla küçümsemez, ona yüz çevirmez, ondan kurtulmak için kaderden veya mucizelerden medet ummazdı. Aksine hezimet şarabını onuruyla yudumlar, onu sadistçe bir zevke dönüştürür, içi yanıp kavrularak yerinden sökülürken neredeyse alay için dilini çıkarırdı. Hezimetle çarpışarak mücadele eder, onun asrının sonu gelinceye kadar sizi de mücadele saflarında yerinizi almanızı sağlayıncaya kadar acımasızca takip ederdi.
      Siyasete ve hayatın kaygılarına mola verip biraz gülümsemek veya kahkaha atmak için karikatür arıyorsanız, Naci’yi okumayın.
      Onu, kaygılarınıza ve tarihinizin gerçeklerine daha bir derinden dalmak için okuyun. Kendiniz olabilmek için, çadıra dönebilmek, onu kendinize ve yüz elli milyon “Filistinli”ye, büyük Arap âleminin evlatlarına yurt yapabilmek için okuyun.
      Naci el-Ali, hepimiz için bir aktivist adıdır.
      Benliklerimizin derinliklerinde, ölene kadar dimdik durmayı sürdürecek “ağaç”ın köklerinde olduğumuz gibi olabilmek adına. O o ağaç, o biziz.
      Naci el-Ali, okurken kendimizden ve olmamız gerektiğinden çok uzakta oluşumuzdan dolayı utanarak ağladığımız aktivist adımızdır.
      Büyük şafağımızın doğabilmesi için “biz”in “o” olmasından başka çıkar yol görünmüyor… O zaman “Hanzala” başını çevirecek ve daha güzel bir yarını müjdeleyen bir ifadeyle tebessüm edecektir…”Hanzala ve Filistin İçin” [Hasan Aycın]Filistinli çizer Naci el-Ali’ye ithafen ‘Hanzala ve Filistin için’ adlı bir çizginiz var. Naci el-Ali, Hanzala’yı elleri arkasına bağlı bir izleyici gibi kullanırken siz Hanzala’yı Filistin için kendisini yok eder durumda yansıttınız. Naci el-Ali öldürülmüş olduğu için mi Hanzala’yı bu durumda yansıttınız?Ortadoğu barış görüşmelerinin yapıldığı sıralardı. “Mümkün olsa da Ortadoğu’nun son elli yılını bir vadiyi dolaşır gibi dolaşsak. Yarım asırdır öldürülen insanların çığlıklarına, son sözlerine, son bakışlarına tek tek tanık olsak, bu barışla nelerin örtülmeye çalışıldığını görür müydük acaba?” demiştim. Dedeleri, babaları, kardeşleri öldürülmüş insanlarla barış yapıldı. Naci el-Ali de öldürülmüş olanlardan. Ortadoğuluların hiçbir zaman Ortadoğu masasına oturtmadıkları İsrail, Ortadoğu masasına oturtuldu. Hatta masanın başına oturtuldu. Bakınız hemen, Fas’ta, romantik şehir Kazablanka’da, Ortadoğu’nun ticarî pastasını paylaşmak için ‘Ekonomik Zirve’ toplantısı yapıldı. Fas kralının bir yanında Amerikalılar, bir yanında Ruslar vardı. Şu kadar ülke, bu kadar işadamı katıldı. Ve masada İsrail de vardı... İyi ama yarım asırdır o insanlar neden öldürüldüler? Bu pasta çok kanlı değil mi?Naci el-Ali de bu kanlı tabloyu, trajediyi çiziyordu...
      Evet, Naci el-Ali, dünyanın gördüğü usta çizerlerden biriydi. Ortadoğu’nun yarım asırlık kanlı tarihinden oluşan tabloya baka baka çizdi. Başka bir yere bakmadı ve o tablonun içinde yaşadı. İmzasını Hanzala olarak attı. Hanzala: elleri arkasında, yüzü hep o tabloya dönük, gözyaşını kimseye göstermeyen çıplak ayaklı, güneş başlı çocuk. Sonra o da öldürüldü. Yani el-Ali de öldürüldü ve tabloda yerini aldı. Ben sadece onları, yani yarım asırdır öldürülmüş olanları ve Hanzala’yı el ele ve yine yüzleri o tabloya dönük olarak çizdim; hepsini rahmetle anmak istedim.
      Naci el-Ali “içimdeki çocuk” der Hanzala için. Sizin içinizdeki çocuk kim? Çizgiye nasıl yansıyor?Çocuk; safiyetin temsilcisidir, insanın geleceğidir ve insana emanet edilmiştir. Evet, Naci el-Ali “içimdeki çocuk” diyor, Hanzala için. Çizgileriyle mücadele veriyor ve içindeki çocuğu imza yapıyor çizgilerine. Çizgisini satın almak isteyenlere, vazgeçmesi için para teklif edenlere “Çizgilerim, yani Hanzala benim çocuğum, onu nasıl satarım?!” diyor. Bu çocuğa tahammül edemediler ve susturdular. Şimdi, diyorum, mümkün olsa, meydanları birleştirsek ve yeryüzünün çocuklarını toplasak oraya. Adeta “Gelecekler ve rahatımızı kaçıracaklar, bizi aç bırakacaklar…” korkusuyla yollarının üstüne birtakım tekniklerden, planlardan, planlamacılardan, kürtaj odalarından oluşan koridorlar kurulmuş bu melek ruhlular, sesleriyle o meydanlara sığmazlar. Etrafı olmayan bir meydana döndürürler yeryüzünü. Yıkayıp geçerler. Ne kin kalır, ne garaz. Kan, irin, kir, pas bir varmış bir yokmuş olur. Bu umudun simgesi benim için çocuklar.(Konuşan: Eyüp Can; Hasan Aycın, Güneşin Altında, İz y., 2007, s. 41-42)Hanzala bizi inandırıyor.
      Cihan Aktaş Yüzünü görmediğimiz halde, bakışlarının ağırlığını üzerimizde taşıyoruz. Yıllardır vahşet dolu sahnelere tanıklık etmeyi sürdürüyor o, biz ise onun bakışlarının gezindiği sahneler üzerine yorum yapmayı sürdürüyoruz. Filistinli sanatçı Naci el-Ali, kırk bin karikatüründe yer verdiği çocuk kahramanı Hanzala ile tanınıyor ülkemizde. Hanzala asıl görülmesi gerekene, gözden kaçırılmak istenene yoğunlaşan bir bilinci temsil ediyormuş gibi geliyor bana. Hanzala, yetişkinlerin bile bakmaya dayanamayacağı sahnelerin tanığı bir kişilik.
      Salt bir seyir olmayarak, tanıklık, bir temsiliyet sorumluluğuyla ağırlaşır. Doğru yere mi bakıyorsun, gördüğünü nasıl anlamlandıracak ve aktaracaksın... Hanzala asıl 1987 senesinde Londra’da bir suikast sonucu hayatını yitiren Naci el-Ali’nin, doğduğu topraklardan ayrılmaya zorunlu kaldığı on yaşındaki ufkuna sabitlenmiş benliğini temsil ediyor. Naci el-Ali Filistin’de tanığı olduğu sahneleri çizgileriyle ifade etmenin ağırlığına ancak henüz oyundan kopmamış masum bir çocuğun bilinciyle katlanabilmiş olmalı. Bu seçimin zorlukları olmadığı söylenemez ve o da işte, kahramanının yüzünü göstermekten sakınıyor. Bir çocuk yüzü onca çatışan duygu ve düşünceyi nasıl taşıyabilir ki... Hanzala bir açıdan sanki üç beş çizgiden ibaret, başka bir açıdan ise en yalın biçimine indirgenmiş Filistinli. 11 yaşındaki Hanzala, Naci el-Ali’nin katkısız bakışlara sahip olmayı dileyen çocuk yanı. Ne zaman Filistin özgür olursa, işte o zaman büyüyecek. Elinde küçük bir taş mı bulunuyor bu çocuğun, emin olamıyoruz. Duruşu kahramanlığı mı yansıtıyor, karikatüristi yetişkinliğinin algılarından utandıran bir aczi mi? Hanzala bir anti-kahraman sayılabilir, çünkü duruşunda bir meydan okuma değil de naiflik var. Bir çizgi roman kahramanı gide gide onu çizen sanatçının yüklediği rolün ötesine taşan bir anlamda sahipleniliyor. Elinde bir taş olsun, elinde bir taş olmasa da tanıklığıyla savunmasız çocukların ve yersiz yurtsuz bırakılan insanların üzerine gelen buldozerleri geri çevirebilsin! Hanzala intifada öncesinin çocuğu, ama intifadayı hazırlayan çocuk olarak da tanınıyor. O, yaşadığı muhitin sükûnetinden emin olamayan mülteci adayı huzursuz benlik aynı zamanda. Aslında neye ihtiyacımız varsa onu dile getiriyor Hanzala; geriye doğru bakışla icat ettiğimiz ihtiyaçlarımızın, yazmaya çalıştığımız tarihimizin bir sembolüne dönüşüyor böylelikle. İz Yayıncılık, Naci el-Ali’nin Hanzala karikatürlerini özenli bir çalışmayla yayımladı. (İstanbul; 2009) 271 sayfalık eserin girişindeki yazısında Mahmud Derviş “Naci el-Ali: Günlük Ekmeğimiz” başlığını taşıyan yazısında, “Naci’nin Filistinlisi, sırf veraset yoluyla Filistinli olanlar değildir. Naci’nin bakışında tüm yoksullar Filistinlidir. Tüm mazlumlar, ezilenler, kuşatılanlar, gelecek ve devrim... Hepsi Filistinlidir”, diye yorumluyor, Hanzala’yı hayata geçiren sanatçıyı. Derviş ayrıca, sınırlı tutulması gereken bir yazıda Naci el-Ali’yi anlatabilmenin, onun kendisi gibi olmak anlamına geleceğini ifade ediyor. Onun kendisi gibi: “Çünkü o sade fakat mucizevîdir, tıpkı bir somun ekmek gibi.” Hanzala işte o mucizeye duyulan ihtiyaç nedeniyle çocuk olarak seçildi ve hep çocuk kalmak zorunda! Güç ve zorbalık karşısında geri çekilmeden tanıklığını sürdürmesi için, sadeliğini koruması ve mucizelere inanması gerekiyor. Naci el-Ali de kalemiyle başlatıyor mucizeyi. Bu çizgiler önce Lübnan’daki Aynul Hilva mülteci kampında muhayyileye yerleşip de bir zaman sonra Sayda’da, ardından Beyrut’ta, Şatila kampında duvarlara çekilmedi mi... Sonra kamp duvarlarına sığamaz oldu ve dünyaya uzandı Hanzala. O silah taşıyan gemileri, ikiye bölünen vatanın ayrılan parçalarından dökülenleri, küle dönüşen evleri, darmadağın edilen sahilleri, bayrağından çadır yapmış muhacir anneleri, çarmıhlarla kaplanmış karanlık toprakları, her anına müdahale edilen, hiç bir gerekçeyle haklılığını bildiremez olmuş Filistinli mültecileri ve onların kamplarda geçen zor hayatlarını dolaysız görüyor. Yurdundan edilen koca bir halkın ayakta kalma mücadelesini kendi bakışlarının aynasıyla aksettiriyor, cümle âleme. Biz ise harabelere karışmış bebek ölülerine, kırbaca dönüşen başak demetlerine dönük o yüzü hiç görmedik. Umutlu olduğunu ummak istedik yine de... Esaret alanlarında boy veren çiçeği, başağı, gökyüzünde yanan ayı ve bütün yalanların, sahte belgelerin, düzmece gösterilerin ardındaki düzeni görmeyi ve göstermeyi sürdürdüğü için... Naci el-Ali Hanzala’nın yüzünde bize görünmeyeni kendi başına yaşıyor; Mahmut Derviş’in bize söylediği bu: “Sanat onu sevindirmiyor, kuşkusuz ilgilendirdiği halde. Sanatı sanat için gerçekleştirme düşüncesine uzak duruyor, sanat parmaklarından aktığı halde.” Tanıklığı bir kavga halinde sürdürmek, bütün yoksunluklara karşılık zaferin geleceğine inanmakla gerçekleşebilir. Naci el-Ali’nin çizgi kahramanı, bizi buna inandırıyor.(Tarafgazetesi, 5 Ekim 2009, Pazartesi)
      Stok Kodu
      :
      9789753557450
      Sanat Dizisi    Çizgi    Hanzala   
Kapat