Sepetim (0) Toplam: 0,00 TL
%30
Toz Rasim Özdenören

Toz

Liste Fiyatı : 8,50 TL
İndirimli Fiyat : 5,95 TL
Kazancınız : 2,55 TL
Havale/EFT ile : 5,65 TL
Toz
Toz
İz Yayıncılık
5.95

Bütün hayatı, en sıradan, en basit gibi görünen bir olay, an ya da şey etrafında anlatabilme kudretinde bir yazar. Ve O’nun, yeri başka öykülerle hiçbir şekilde doldurulamayacak nitelik ve derinlikteki aşk öyküleri. Duyan, düşünen ve yaşayışın içinde kendiliğinden içkin olan felsefeyi okuruna yaşatan öyküler... Bu öykülerden her birinin odağında aşkın doğasını sorgulayan, onu içindeki haliyle arayan, aşkın ruhunda bir şekilde sürüp gittiği kadınlar var. Yaşamasız, yalnız ve yenik olmak, hepsini birleştiren nokta.
Bu kitapta toz”, sözcüklerden bir sözcük, isimlerden bir isim değil. Toz töz demek, göz (iç ve dış) demek. Aşk, doğa, hayat ve dirim demek. Yazarın tam da yazmayı amaç edindiği türden öyküler bunlar: “Ben isterim ki; öykülerim okunduğunda insan ruhen yüceldiğini hissetsin!” Toz’da sizi, Türk öykücülüğünün doruklarından bir toplam bekliyor.


KİTAP HAKKINDA

“Aşka inandıran öyküler...”


Cihan Aktaş, Taraf gazetesi, 16.02.2009

Aşk bir büyülenme, kapılma halidir. Ya da şöyledir: Başka birinin varlığında yiterek kendini daha üst seviyede oluşturmaya dönük bir sefer halidir aşk. O’nun varlığını keşfederken, size yetmez olan ya da artık taşımakta zorlandığınız benliğinize mesafe koyduğunuzu sanırsınız. Bir rüyada yaşıyor gibisinizdir oysa; uyandığınızda, eskisine göre daha farklı biri olduğunuz hissine kapılırsınız, O’nun varlığının kattıklarıyla ya da eksilttikleriyle.

Önce kim bıraktı gitti? Kimin yarası daha derin? Aşk ilişkilerinde zafer kazanan taraf olmaya dönük bir inat hep bulunmuşsa da yaygınlaştı artık.

İşte (bir öykümde anlattığım) âşık bir çift. Henüz çok gençler, delikanlı askerliğini yapmamış. Delikanlı aslında sorumsuzun biri. Mesela tezini hazırlayacak yerde uykuya kaçıyor. Kanal tedavisi gerektiren dişinin ağrısıyla uyandığında, üst üste müsekkin almakla yetiniyor. Dişçi korkusu var. Kız onu diş doktoruna gitmeye yüreklendiriyor. Randevu alıyor. Bu arada iki gece uyumayıp tezini yazıyor. Buna karşılık delikanlı takdir duygularıyla dolup taşmıyor. Annem gibi davranma bana, diye bağırıyor, uykulu gözlerini kırpıştırarak. Kız da geçip gidiyor. Tamamlanmamış bir sürü cümle var, ne olacak bu hikâyenin sonu? Şöyle olacak. Henüz yarıda kalmış bir sürü söz yüzünden bir kez daha barışacaklar ve bu barışma delikanlının isteğiyle gerçekleşecek. İki ay geçmeden de terk edecek delikanlı kızı. Terk edilen değil, terk eden olacak.

“Mutlu aşk yoktur,” derken Aragon, sadece hep bir şeylerin yarıda kaldığı aşk ilişkilerine göndermede bulunuyor değil. Bu şiirini adadığı Elsa ile uzun yıllar süren bir evlilik yaşamışlar.

Aşk ilişkilerini kabuk bağlaması zor bir yara olarak oluşturan, terkedilmelerdir. Terkedilme korkusu, “ilişki” olarak isimlendirilen bağlanma biçimlerini ister istemez yüzeysel bir seviyede tutmaya zorlar. “Bu ilişki işi zor bir şey, ayrılık kapıda bekler gibi hep, o yüzden hayatıma böyle bir şeyi sokmak istemiyorum” diyor, bir TV dizisi yıldızı.

Âşık kişi kendini kandırılmaya hazırlamış biridir. Aşk nasıl kandırır? Rasim Özdenören’in ‘Mağara’ isimli öyküsünde şöyle bir cümleyle ifade olunur, bu sorunun cevabı: “...çimenlerle, kırlarla, atlarla kandırdılar beni, atların yuları, yok dizginleri...”

Özdenören’in Toz (İz Yayıncılık, 2004) isimli kitabındaki aşk temalı öykülerinin büyük çoğunluğunun da terk edilme üzerinden kurgulandığını görürüz.

Aşk terkedilmişliği bir damga gibi yapıştırmıştır Mağara’nın kahramanı kadına. Terk edene düşen artık hatırlama ve azaptır. Seraptır. Dışarıda yağmur yağıyordur. Adamı izler kadın. Ona bir şey söylemek için döner ve nâmevcut olduğunu görür. (s. 23)

Toz hikâyelerinin önemli bir kısmında aşk yüzünden yaralanmış, ya da yaralı olduğu için aşka sığınmış kadınlar, sarsıcı hadiselerin arasından süzülerek sevdikleri tarafından terk edildikleri ya da aşk yüzünden yara aldıkları anın içinden sesleniyorlar.

Havva’ya seslendi biri, bir daha, bir kez daha seslendi. Adam aşkı nasıl anladığını anlatacak. “Sana bir keresinde gene söylemiştim,” diye sürdürdü ses, “hatırlıyor musun? Sevilen sevdirmezse, seven sevdirmez. Hatırlıyor musun?” Havva: “Hatırlıyorum, ama...” Duraksadı, sonra sürdürdü; “Aslolan seven mi, sevilen mi?” “Aslolan, elbette sevilendir” dedi ses. Havva: “Senin hesapça öyle görünüyor, ama ben diyorum ki, sevende sevme yetisi bulunmadıkça sevilen ne yapabilir, elinden ne gelir?”

Böylece sürüyor söyleşi ve âşıkların konuşması tek kelime edilmese bile hiç bitmez, buna inandırıyor, kitaba ad olan ‘Toz’ isimli öyküde.

Süzülmüş bir dil kullanıyor Özdenören, fazladan bir cümle, tek kelime yok. Bir yapmacıklık, abartı ya da geçiştirme çabası yok. Her insanda iyiyle kötünün çatıştığını açığa çıkarıyordur aşkın kimyası. Tozlardan arınmışlığıyla her âşıkta Âdem’i ve Havva’yı gören bir bakışta suçlu ve kötü damgası yemiş olan, masum bir çocuğa dönüşür. İnsana baktığımızda gördüğümüz onu oluşturan mucizevî bütünlüğün yanında çok az şeydir. “Çok acı çektim çocukken” der, bir kahraman. Vicdan azabı duyan, kendini suçlayan, suçunun azabını bu dünyada çekip bitirmenin tasasını çekiyor görünen insanlar... Çocuklarına “piç” diye seslenen anneler de, skandalların üzerinde duran, üzerlerine çamur sıçratılmasına izin veren kadınlar da yazarın imgeleminin merhametli duyuşundan nasiplerini alırlar.

Anaç sevgili, düşlerin sevgilisi (Menzilsiz Yolculuk, s. 89); yıllar sonda çıkıp gelen sevgili ya da (Havuz, s. 97), bir gelecek vaat etmez. Aşk çoğu kez geçmişe takılı bir anın içinde çoğalır, yayılır ve bütün ufku kaplar.

‘Toz’, aslında ‘töz’, (iç ve dış) ‘göz’dür. Acı çekilse de, derin yaralar bıraksa da geliştirir aşk, pişmanlıkla hatırlanmaz, bir anı sonsuza yayar, sonsuz olanı sezdirir; bu bilgileri yeniden, yeni bir duyuşla öğretir, Toz öyküleri.”

  • Açıklama
    • Bütün hayatı, en sıradan, en basit gibi görünen bir olay, an ya da şey etrafında anlatabilme kudretinde bir yazar. Ve O’nun, yeri başka öykülerle hiçbir şekilde doldurulamayacak nitelik ve derinlikteki aşk öyküleri. Duyan, düşünen ve yaşayışın içinde kendiliğinden içkin olan felsefeyi okuruna yaşatan öyküler... Bu öykülerden her birinin odağında aşkın doğasını sorgulayan, onu içindeki haliyle arayan, aşkın ruhunda bir şekilde sürüp gittiği kadınlar var. Yaşamasız, yalnız ve yenik olmak, hepsini birleştiren nokta.
      Bu kitapta toz”, sözcüklerden bir sözcük, isimlerden bir isim değil. Toz töz demek, göz (iç ve dış) demek. Aşk, doğa, hayat ve dirim demek. Yazarın tam da yazmayı amaç edindiği türden öyküler bunlar: “Ben isterim ki; öykülerim okunduğunda insan ruhen yüceldiğini hissetsin!” Toz’da sizi, Türk öykücülüğünün doruklarından bir toplam bekliyor.


      KİTAP HAKKINDA

      “Aşka inandıran öyküler...”


      Cihan Aktaş, Taraf gazetesi, 16.02.2009

      Aşk bir büyülenme, kapılma halidir. Ya da şöyledir: Başka birinin varlığında yiterek kendini daha üst seviyede oluşturmaya dönük bir sefer halidir aşk. O’nun varlığını keşfederken, size yetmez olan ya da artık taşımakta zorlandığınız benliğinize mesafe koyduğunuzu sanırsınız. Bir rüyada yaşıyor gibisinizdir oysa; uyandığınızda, eskisine göre daha farklı biri olduğunuz hissine kapılırsınız, O’nun varlığının kattıklarıyla ya da eksilttikleriyle.

      Önce kim bıraktı gitti? Kimin yarası daha derin? Aşk ilişkilerinde zafer kazanan taraf olmaya dönük bir inat hep bulunmuşsa da yaygınlaştı artık.

      İşte (bir öykümde anlattığım) âşık bir çift. Henüz çok gençler, delikanlı askerliğini yapmamış. Delikanlı aslında sorumsuzun biri. Mesela tezini hazırlayacak yerde uykuya kaçıyor. Kanal tedavisi gerektiren dişinin ağrısıyla uyandığında, üst üste müsekkin almakla yetiniyor. Dişçi korkusu var. Kız onu diş doktoruna gitmeye yüreklendiriyor. Randevu alıyor. Bu arada iki gece uyumayıp tezini yazıyor. Buna karşılık delikanlı takdir duygularıyla dolup taşmıyor. Annem gibi davranma bana, diye bağırıyor, uykulu gözlerini kırpıştırarak. Kız da geçip gidiyor. Tamamlanmamış bir sürü cümle var, ne olacak bu hikâyenin sonu? Şöyle olacak. Henüz yarıda kalmış bir sürü söz yüzünden bir kez daha barışacaklar ve bu barışma delikanlının isteğiyle gerçekleşecek. İki ay geçmeden de terk edecek delikanlı kızı. Terk edilen değil, terk eden olacak.

      “Mutlu aşk yoktur,” derken Aragon, sadece hep bir şeylerin yarıda kaldığı aşk ilişkilerine göndermede bulunuyor değil. Bu şiirini adadığı Elsa ile uzun yıllar süren bir evlilik yaşamışlar.

      Aşk ilişkilerini kabuk bağlaması zor bir yara olarak oluşturan, terkedilmelerdir. Terkedilme korkusu, “ilişki” olarak isimlendirilen bağlanma biçimlerini ister istemez yüzeysel bir seviyede tutmaya zorlar. “Bu ilişki işi zor bir şey, ayrılık kapıda bekler gibi hep, o yüzden hayatıma böyle bir şeyi sokmak istemiyorum” diyor, bir TV dizisi yıldızı.

      Âşık kişi kendini kandırılmaya hazırlamış biridir. Aşk nasıl kandırır? Rasim Özdenören’in ‘Mağara’ isimli öyküsünde şöyle bir cümleyle ifade olunur, bu sorunun cevabı: “...çimenlerle, kırlarla, atlarla kandırdılar beni, atların yuları, yok dizginleri...”

      Özdenören’in Toz (İz Yayıncılık, 2004) isimli kitabındaki aşk temalı öykülerinin büyük çoğunluğunun da terk edilme üzerinden kurgulandığını görürüz.

      Aşk terkedilmişliği bir damga gibi yapıştırmıştır Mağara’nın kahramanı kadına. Terk edene düşen artık hatırlama ve azaptır. Seraptır. Dışarıda yağmur yağıyordur. Adamı izler kadın. Ona bir şey söylemek için döner ve nâmevcut olduğunu görür. (s. 23)

      Toz hikâyelerinin önemli bir kısmında aşk yüzünden yaralanmış, ya da yaralı olduğu için aşka sığınmış kadınlar, sarsıcı hadiselerin arasından süzülerek sevdikleri tarafından terk edildikleri ya da aşk yüzünden yara aldıkları anın içinden sesleniyorlar.

      Havva’ya seslendi biri, bir daha, bir kez daha seslendi. Adam aşkı nasıl anladığını anlatacak. “Sana bir keresinde gene söylemiştim,” diye sürdürdü ses, “hatırlıyor musun? Sevilen sevdirmezse, seven sevdirmez. Hatırlıyor musun?” Havva: “Hatırlıyorum, ama...” Duraksadı, sonra sürdürdü; “Aslolan seven mi, sevilen mi?” “Aslolan, elbette sevilendir” dedi ses. Havva: “Senin hesapça öyle görünüyor, ama ben diyorum ki, sevende sevme yetisi bulunmadıkça sevilen ne yapabilir, elinden ne gelir?”

      Böylece sürüyor söyleşi ve âşıkların konuşması tek kelime edilmese bile hiç bitmez, buna inandırıyor, kitaba ad olan ‘Toz’ isimli öyküde.

      Süzülmüş bir dil kullanıyor Özdenören, fazladan bir cümle, tek kelime yok. Bir yapmacıklık, abartı ya da geçiştirme çabası yok. Her insanda iyiyle kötünün çatıştığını açığa çıkarıyordur aşkın kimyası. Tozlardan arınmışlığıyla her âşıkta Âdem’i ve Havva’yı gören bir bakışta suçlu ve kötü damgası yemiş olan, masum bir çocuğa dönüşür. İnsana baktığımızda gördüğümüz onu oluşturan mucizevî bütünlüğün yanında çok az şeydir. “Çok acı çektim çocukken” der, bir kahraman. Vicdan azabı duyan, kendini suçlayan, suçunun azabını bu dünyada çekip bitirmenin tasasını çekiyor görünen insanlar... Çocuklarına “piç” diye seslenen anneler de, skandalların üzerinde duran, üzerlerine çamur sıçratılmasına izin veren kadınlar da yazarın imgeleminin merhametli duyuşundan nasiplerini alırlar.

      Anaç sevgili, düşlerin sevgilisi (Menzilsiz Yolculuk, s. 89); yıllar sonda çıkıp gelen sevgili ya da (Havuz, s. 97), bir gelecek vaat etmez. Aşk çoğu kez geçmişe takılı bir anın içinde çoğalır, yayılır ve bütün ufku kaplar.

      ‘Toz’, aslında ‘töz’, (iç ve dış) ‘göz’dür. Acı çekilse de, derin yaralar bıraksa da geliştirir aşk, pişmanlıkla hatırlanmaz, bir anı sonsuza yayar, sonsuz olanı sezdirir; bu bilgileri yeniden, yeni bir duyuşla öğretir, Toz öyküleri.”

      Stok Kodu
      :
      9789753555059
      Boyut
      :
      12 x 19,5 cm
      Sayfa Sayısı
      :
      128
      Basım Tarihi
      :
      2009-05
Kapat